14-12-2017 | Ana Sayfa | Ana Sayfam Yap | Sitenize Ekleyin | Künye | Foto Galeri | Video Galeri | Yazarlar | İletişim | RSS
Darbe Gecesi
Darbe gecesinden bir hatıra
Paylaşım :
Mail Yazdır Yorum Yaz 0 Yorum
02-08-2016 14:16 - 1148 Okunma
 Orduda belirgin, planlı bir çözülme ve çözme girişimi vardı.
 
      Ergenekon mağdurlarının geçmişi incelendiğinde bunların vatanına bağlı görev ve sorumluluğun bilincinde olan onurlu komutanlar. Yalan konuşmaz, taviz vermez, cumhuriyetine bağlı  komutanlardı.
      Bunlar biliniyordu ama iktidarı elinden tutanlar bunu görmede ne yazık ki aciziyet içinde bulundu.
    Askeri okullara alınanların düşünen ve mantık yürüten olmasını, aklını kullanmasını değil iyi itahat edenlerden seçiliyordu. Gözden kaçanlar varsa çeşitli bahanelerle disiplin suçu verip ordudan uzaklaştırımları.
      Tüm bunun gibi olaylar zincirine bakıldığında böyle bir darbenin ön hazırlığının yapıldığını kestirmek mümkündü.
      Terör olayları her geçen gün artıştaydı. 
      Şehitlerimizin sayısı her geçen gün artarak devam ediyordu.
     NATO veya ABD'nin Türkiye'ye dayattığı istekler ne zaman reddedilse intihar saldırıları oluyor ve bu saldırılarda yüzlerce insanımız hayatını kaybediyordu. 
 
     Milet olarak; darbe haberi duyulduğunda ilk 1 saat şok içine girdik. 
 
     Ne yapılabilinirdi ki?
     Onların ellerinde dünyanın en güçlü süper babalarının, tankı, silahı, topu vardı.
     Onların arkasında dünyaya fitne yağmuru yağdıran NOEL babaların barış türküleri vardı.
     Onların destekleyeni üçgen kafalı, keçi suratlı, tek gözlü ilahları İblisleri.
 Bizim ise geniş günümüzde ve darda kaldığımızda,
  - iyi günümüzde ve sıkıntılı günümüzde olan Rabbimiz ALLAH.
 
    Bu fitnesel tezgahlarını öğle bir şekilde tezgahlayıp tüm dünyayı kandırıyorlardı ki.
     ABD ve Suud ortaklığı ile ikiz kuleler vuruldu. Bu  fitnesel olay Afgan halkının üzerine kaldı. Zavallı Afkanlılar, hayatlarında binek olarak at ve katırdan başka birşey tanımayan cehalet içindeki Afganlılar bu defa dünyanın teknolojik devi ABD'nin en stratejik yerine saldırı düzenleye bilecekleri yalanı ortaya attılar. Tüm dünya bundan bahsetti. Tüm dünyanın gündemine bu oturdu. Sonuçta bu bahane ile süper canavarlar icat ettikleri silahları hem denemek hem de zevk yaşamak için çoluk çocuk demeden koca bir ülkeyi bombardımana tuttular.
   Saddam'a silahı İngiltere ve ABD'nin isteği ile Almanlar verdi. Sonra da sen kimyasal silah üretiyorsun diyerek Irak'a saldılar. Yine Irak gece gündüz demeten bombardıman yağmuruna tutuldu. Arkasından Mısır, sonrasında Limya derken Sıra Suriye'ye geldi. Suriye'de istenilen başarıyı tutturamayınca Türkiye'yi de ateşe vermek istedirler.  
        Türiye'yi kana boğmak, devlet yöneticilerimizi, idarecilerimizi yok etmek için 15 Temmuz gecesi ayniden harekete geçtiler. Planlarına göre İngilizler Adana'dan harekete geçecek, ABD ise Suriye'den saldırıya geçecekti. 
     Köprüler ve önemli stratejik yerler ele geçirilerek yönetimi felç etmek için cuntacılar harekete geçti. Olay gecesi bu cunta harekitini duyduğumuzda ilk olarak şok oldu. Bu durum karşısında ne yapılabilinirdi ki;
 
      Millet olarak ortak hareket edilmesi gerekirdi. Milletimizin tek yumruk, tek yürek, tek ses olmalıydık. 
       Ama nasıl? 
     Darbeciler TRT yayınında kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olduğunu, yönetime el koyduklarını, ikinci bir emre kadar sokağa çıkmamalarını telkin etmeye çalışıyorlardı. Hem de defalarca bıkmadan usanmadan bunu tekrarlayıp duruyorlardı. 
 
     Kimileri bu darbeyi yapanların "Atatürkçü Subaylar" olduğunu
     Kimileri ise bu darbeyi; hükümetin bir senaryosu yani bir tiyatro olduğunu söylüyordu.
     Kimileri ise buna karışmak istemiyor bekleyip görelim bunların kim olduğunu diyorlardı.
  
      Ama zaman yoktu. İktidarı ele geçirip milletin yönetim iplerini ellerine geçirir, millete gem vurduktan sonra artık çok geç olurdu. Bir an önce harekete geçilmeliydi. Tanıdık hemen herkese;
     Keşke bu darbeyi yapınlar Atatürkçü olsa
     Keşke bu darbeyi yapınlar iktidarı elinden bulunduran hükümetin bir senaryosu olsaydı, 
  
    -Kötü olan, yüzünü demokrasi maskesiyle gizleyen sahte Siyonistler olması
    -Kötü olan yüzünü Atatürkçülük maskeleri ile gizleyen İngiliz Emperyalistlerinin olmasıydı.
Nitekim onlar yüzünü Atatürkçülük maskesi ile gizlemişlerdi. Millete ölüm yağdıran, ülkeyi bölmeye, parçalamaya yönelik yapılan adımların adına; "YURTTA SULH KONSEYİ" demişlerdi. Oysa bu konseyin gerçek adı; YURTTA ZİLLET KONSEYİ" olmalıydı. Yurdu parçalama, düşman işgaline hazırlama konseyiydi.
 
     Kur'an'da Bakara Suresi 11. ve 12. Ayette, Yüce Allah'u Teala (c.c) şöyle buyuruyor: "Onlara yeryüzünde fesat çıkarmayın denildiğinde,biz ıslah ehliyiz derler.  Bilin ki onlardı fesatçılar ama bunu anlamazlar." 
 
   Eğer bu kötü olan şey gerçekleşirse Türkiye Cumhuriyeti'nin ruhuna Fatiha okur, Suriye'deki, Afganistan'daki huzuru arar durumuna gelecektik. Evlatlarımız yok edilecek, soyumuz kurutulacaktı. Bu darbeyi yapanlar Türkiye’yi refaha sürükleyen partilerden biri değildi.
    Öğleyse bu bir vatan sevdasıydı.
    Vatanını sevenler meydanları doldurmalıydı. 
    Eğer darbeciler iktidarı ele geçirecek olsalardı;
   -Dünya gözünde komik durumuna düşerek gülünç olurduk.
    Zırt-pırt her 4-5 yılda bir darbe ile mi karşılaşacak mıydık! 
 Bu darbeler bizim alın yazımız ve kaderimiz mi!
-yoksa basiretsiz, liyakatsiz yöneticilerimiz yüzünden mi?
 
Ya da millet ve halk olarak  işlediğimiz isyan ve günahlarımız yüzünden bize biçilen bir kefen miydi?
 Her ne pahasına mal olursa olsun bu darbenin önüne geçmemiz gerekirdi. 
 
      Millet tek yumruk olmalıydı. 
 
      Bunun sancıları acı acı düşünüldü.
    Bir süre sonra Cumhurbaşkanı'nın meydanlara çıkın uyarısı duyulunca bu sesi duyan tüm bilinçli vatandaşlar hemen dışarı çıktılar. Yollara dökülen halkımız;
"Ülkemizi Irak gibi, Afganistan gibi ABD’nin piknik sahasına çevirmesine izin vermeyiz!"
diyerek akın akın yollara döküldü. Halkımız bu cuntacılar karşısında  birbirine kenetlendi. Tek yumruk tek yürek oldu.
Yollara dökülen halkımız:
 "Ülkemizi teröristlere teslim etmeyeceğiz!"
 "Ülkemizi darbecilere, cuntacılara teslim etmeyeceğiz!"
 "Demokrasimize, kimse gölge düşüremez!  diyerek caddelere çıkıp haykırmaya başlamışlardı.
 
Oturduğumuz muhitin Atatürk Havalimanı’na yakınlığı nedeniyle bu çevrenin halkı Atatürk Havaalanına doğru yürüyüşe geçmişti.  Zaman ilerledikçe yollara çıkan insanların sayısı  git gide artıyordu. Bir çığ gibiydi. Çığın ilk başlangıcı az olur, fakat giderek büyür.  İşte biz halk olarak öğle olduk. Zaman ilerledikçe insanların sayısı çoğalmaya başlamıştı.
 
Darbe girişimini engellemeye katılan her nefes, yaptığından dolayı kendisiyle gurur duymalıdır. .
Milletimizin şanlı yürüyüşüne, katıldığım için bir ömür boyu bu yaptığımdan dolayı övünç duyacağım.
O tanklara, o sıkılan kurşunlara karşı omuz omuza direnmenin gururunu bir ömür boyu taşımakla gurur duyacağız.
Bu şanlı direnişe ben de katıldığım için, Allah bana, böyle bir fırsatı nasip ettiği için Allah'a her zaman şükredeceğim.
 
    Üzerimizden zaman zaman alçak uçuştan jetler geçiyordu. Bu savaş jetlerinin ışıkları yanmıyordu. Savaş jetlerinin sadece arka taraftan püskürttüğü ateş belli oluyordu. Bundan dolayı  gece karanlığında füzeye benziyordu. Bir füze gibi alçalarak üzerimizden bize doğru yaklaşıyor,  sonra üzerimizden yükselişe geçtiğinde bunların jet uçakları olduğunu anlayabiliyorduk. Atatürk Havalimanı'na giden yolun elektrikleri kesikti.halk otobüsü ve tramvay çalışmıyordu. 
 
     Üstelik bu jet uçakların ne yapacağını da kestirilemiyordu. Bize ateş açabilir veya  bomba atabilirlerdi. Böyle olursa ayni anda her yan kan gölüne dönebilirdi. 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece böyle korkunç ve korkulu bir yürüyüşü havaalanına yaptık.
     
      İŞİD veya PKK gibi terör provokatörlerinin   aramıza sızması muhtemeldi. Bundan dolayı çok dikkatli olmak zorundaydık. Endişelerimiz vardı ama bizde korku yoktu cesaret vardı. Hz. İsmail’in babasının bıçağının altına yatması gibi biz de Allah rızası için vatan uğruna ölümü göze almış, başımızın üzerinden geçen kurşunların altına yatmıştık. 
    Böylesi kâbus dolu bir gecede üzerimizden uçan savaş jetleri  ani bir ses patlaması ile ortaya çıkıyor geçip gittiğinde dehşet saçıyordular. Mesele Allah rızası çizgileri içinde; özgürlük, hürriyet, demokrasi ve vatan sevgisi olunca bu değerlerden ötesi teferruattı. Bir milletin bu değerler ülküsü hiç bir şey ile kıyaslanamayacağı ülküsü içindeydik. 
      Hz. İsmail gibi kendimizi ölüme, ölümün acı verici bıçağı altına yatmaya karar vermiştik.
     Allah'ım bu milletimize, bu Muhammed ümmetine acı diyerek dua ediyor ve gözlerimizden  yaşlar akıyordu.
Yüreklerde Allah sevgisi,  dillerde ise
"Ya Allah,
"Bismillah"
"Allah'u Ekber" sesi vardı.
 
Belki de; Allah'u Teala (c.c) bu duygular içinde milletçe gözlerimizden akan yaşlar ve dualarımız karşılığında halkımıza bu  zaferi kazandırdı.
 
      Zaten Kurban bayramının anlamı bence budur. Hz. İsmail nasıl kendisini Allah’ın emri üzerine gözünü kırpmadan bıçağın altına attıysa, biz de vatan ve özgürlüğümüz uğruna Hz. İsmail'i kendimize örnek alarak kendimizi ölümün kucağına attık. Üzerimize yürüyen tankların önüne çelikten bir zırh olduk. Bu değerler, bu İslam kültürü bizim ruhumuzun derinliklerine kazınmış koça bir dağ gibi kök salmıştı.
Onun için;
-vatanına ihanet etmiş, 
-kendi milletine kurşun yağdıran, 
-kendi halkının üzerine tank süren nankörler önünde asla diz çökmek bizim şanımıza yakışmazdı.
-zillete boyun eğip uzun yaşayacağımıza cesurca özgürlük uğruna şehit olmayı göze almıştık.
 
İşte böylesi kâbus dolu bir gecede geleceğimizi karartacak, zillete çevirmek isteyenlere Allah'ın lütfü, yardımı ve inayeti ile izin vermedik.
Geleceğimizi kabusa çevirmek, neslimizi yok etmek, soyumuzu kurutmak isteyenlere Allah'ın inayetiyle dur dedik.
O korkunç gecenin karanlığında başımıza çökertilmek istenen zillet kafesini, çelik pençelerimizle yırttık.
O korkunç gecenin karınlığında başımıza çökertilmek istenen ateş püsküren canavarının balyoz yumruğunun altında kendimizi ezdirtmedik. İngiliz ve Batı Emperyalistlerinin başımıza geçirmek istedikleri torba dar geldi, onları yırttık.
Milletçe tek yumruk, tek yürek, tek bilek olduk.
 
Şimdilerde Mehmet Akif Ersoy'un bahsettiği "o ağzında tek dişi kalmış canavar", daha da kudurmuştur. Bu kudurmuş sırtlan ruhlu alçakların önünde biz asla diz çökmeyeceğiz. Zulme boyun eğip zillet önünde diz çökmek bizim şanımıza yakışmaz.
 
     Allah kötü niyetli darbeciler karşısında milletimize bir özgürlük destanı yazmayı nasip etti.
     Bundan dolayı;
                           Yüce Rabbimize şükürler olsun.
                           Yüce Allah’a hamt olsun. 
     İşte şimdi Emperyalist devletlerin içine bir korku ve endişe düşmüştür. Bu korku ve endişeye kapılmış sırtlan ruhlu sömürgeci anlayışı temsil eden devletlerin ani saldırıları ve fitnesel olaylar yaratma tehlikesi karşısında,
-solu ve sağıyla,
-alevisi ve Sünnisi ile
-Türki-Kürdü ile tek yumruk olmalıyız.
 
     Bu vatan gemisinde yaşayan bütün herkes böylesi bir tehlike karşısında üzerine düşen görevi yapmalıdır. Bize düşen, görevimizi yapmak sonuç  ise Allah'a aittir.
Eğer biz, Allah'ın rızasına teslim olursak Allah bize zafer kazandıracaktır.
Eğer biz Allah'ın rızası dışında hareket eder, Allah'tan başka  güçlerden korkar ve cesaretimizi yitirirsek, Allah bizi korktuğumuz şeyle baş başa bırakıverir ve bizi o korktuğumuz şeyle imtihana çekiliriz.
Eğer biz taktiri ilahiye teslim olursak, Taktir-i İlahi'nin istediği şekilde hayatımıza yön verirsek; o alçaklar  bize tuzak kurdukça Allah onların tuzaklarını ters-yüz ederek kendilerine çevirir.
 
Sözlerimi Kur'an-ı Kerim'de geçen  Al-i İmran 54. Ayet ile sonlandırmak istiyorum;"Onlar tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır."
 
Allah’ın Salatı  Resulüne ve Resulü’nün Ehli'ne olsun. 
Saygı ve sevgiyle tüm okuyucularımı selamlıyorum.
 
 
 
 
 
Paylaşım :
Mail Yazdır Yorum Yaz 0 Yorum
02-08-2016 14:16 - 1148 Okunma
Yazarlar Tümü
Asya Ahileri
Dünya kadınlar günü mü?
Vedat AKBULAK
Recep Ayı
Musa Aras
Gelişmeler Çok Endişe Verici
Osman KARABULUT
Demire Şekil Vermesini Bilmeyen Millet Yontulmaya Mahkum Olur
Nurhazar DOLUNAY
Dedenin Torununa Nasihatı
Misafir Yazarlar Tümü
Cihan CANHATAY
İSLAM'A FOBİ VE IRKÇILIK BİLİNÇLİ OLARAK KÖRÜKLENİYOR
14-12-2017 | Ana Sayfa | Ana Sayfam Yap | Sitenize Ekleyin | Künye | Foto Galeri | Video Galeri | Yazarlar | İletişim | RSS
Asya Ahileri  ® 2006 - 2012  
Sitede bulunan içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir Tasarım & Yazılım : Network Yazılım